Dünyanın Neden Daha Fazla Nükleer Enerjiye İhtiyacı Var?

Küresel olarak yenilenebilir enerji tüketimi son on yılda yaklaşık 21 exajoule toplam enerji tüketimi ise 101 exajoule arttı. Artan fosil yakıt tüketimi, bu büyümenin çoğunu oluşturdu ve son on yıl içerisinde her fosil yakıt çeşidinin tüketim değeri artış gösterdi.

Yenilenebilir enerjinin büyüme oranı diğer tüm enerji türlerinden çok daha yüksek. Ancak yenilenebilir enerjiler genel enerji tüketimimizin hala nispeten küçük bir kısmı olduğu için, bu devasa büyüme oranları henüz küresel fosil yakıt tüketimini etkili bir şekilde azaltamıyor. Bu ise küresel karbondioksit emisyonlarının artmaya devam ettiği anlamına geliyor.

Bugün ABD ve Avrupa Birliği, dünyanın en büyük nükleer enerji tüketiminin yanı sıra nükleer enerjiye en büyük bağımlılığı olan bölgelerdir. Ayrıca bu bölgeler, nükleer enerjiyi azaltırken karbondioksit emisyonlarını da azaltmayı başardı.

BP Dünya Enerjisi 2020 İstatistiksel İncelemesine göre, ABD açık ara dünyanın en büyük nükleer enerji tüketicisidir. Fransa’yı da ekleyince, bu iki ülke dünyanın nükleer enerji tüketiminin %45’ini temsil ediyor.

Tablo 1- 2019 Nükleer Enerji Tüketimi

Bununla birlikte, gelişmiş ülkeler dünyadaki mevcut yıllık karbondioksit emisyonlarının çoğundan sorumlu değil. Asya Pasifik bölgesindeki karbondioksit emisyonları, ABD ve AB’nin toplam emisyonlarının iki katından fazla.

Dolayısıyla, soru ABD veya Almanya’nın karbondioksit emisyonlarını, nükleer enerji olmadan azaltıp azaltamayacağı değil, Asya’nın bunu yapıp yapamayacağıdır.

Küresel nükleer enerji tüketimi geçtiğimiz on yılda yıllık ortalama %0,7 azalmış olsa da, geçen yıl küresel nükleer enerji tüketimi % 3,2 arttı. Bu, 2004’ten beri görülen en büyük yıllık artıştı.

Fukushima’dan birkaç yıl sonra düşüş yaşadıktan sonra, Asya Pasifik bölgesindeki nükleer enerji son beş yılda %70 arttı. Çin ve Pakistan son on yılda çift haneli yıllık büyüme oranları kaydetti ve Hindistan %9,2 ile bu iki ülkenin çok da gerisinde değil. Aksine, AB nükleer enerji tüketimi, son on yılda ortalama yıllık %1,8 oranında azaldı. ABD tüketimi ise bu dönemde yıllık ortalama %0,6 oranında düştü.

Bununla birlikte, gelişmiş dünya hala nükleer enerjiye en büyük bağımlılığa sahiptir.  Nükleer enerjinin birincil enerji tüketimindeki paylarına göre ilk 10 ülke aşağıdaki gibidir:

Fransa – % 36,8

İsveç -% 26,7

Ukrayna -% 21,7

Finlandiya -% 18.6

İsviçre -% 18.2

Çek Cumhuriyeti -% 15,8

Macaristan -% 14.6

Belçika -% 14.4

Güney Kore -% 10.5

İspanya -% 9.1

AB genel olarak birincil enerji tüketiminin %10,7’si oranında nükleer enerjiye bağımlıdır. ABD için bu oran %8,0. Bunun aksine, Asya Pasifik’in hızlı büyümesine rağmen, birincil enerji tüketiminin yalnızca %2,2’si nükleer enerjiye bağımlıdır.

Dolayısıyla soru gerçekten de Asya Pasifik bölgesinin yeni enerji talebinin büyük bir kısmını karşılayan yenilenebilir enerjilerle gelişmeye devam edip edemeyeceği oluyor. Bölgedeki genel enerji talebinin hızlı büyümesi göz önüne alındığında, yenilenebilir enerjilerin tek başına talebi karşılama olasılığı oldukça düşük görünüyor. Son yıllarda, bu bölgelerde fosil yakıt tüketiminde büyük bir artış görüldü.

Gelişmekte olan bölgelerde daha fazla nükleer enerji kapasitesinin artırılması, bölgenin karbondioksit emisyonlarında büyük artış oluşturmadan enerji taleplerinin karşılanmasına yardımcı olabilir. Aslında, bu amaca makul bir şekilde ulaşabilecek tek çözüm bu olabilir.

Kaynak: “Why The World Needs More Nuclear Power”, Forbes

İndirmek için tıklayın

X